Türk İcra ve İflas Hukuku sisteminin en kritik ama en çok ihmal edilen çarklarından biri kuşkusuz adli muhafaza (yedieminlik) müessesesidir. Yargı kararlarının uygulanması, mülkiyet hakkının korunması ve hacizli/yakalamalı malların muhafazası gibi kamu hizmeti niteliğindeki bu görev, yıllardır özel teşebbüs ruhuyla hareket eden yediemin depoları ve otoparkları tarafından yürütülmektedir.
Ancak bugün geldiğimiz noktada, sahada yaşanan gerçekler ile kağıt üzerindeki mevzuat arasındaki makas hiç olmadığı kadar açılmıştır.
Mevzuat ile Saha Maliyeti Çatışıyor
Bugün bir yediemin işletmesinin katlanmak zorunda olduğu maliyet unsurlarına bakalım: Arazi kiraları, 7/24 güvenlik personeli, sigorta poliçeleri, yüksek enflasyon karşısında sürekli artan işletme giderleri, SGK ve vergi yükümlülükleri…
Madalyonun diğer tarafında ise; yıllardır güncellenmeyen veya enflasyonist baskının çok gerisinde kalan ücret tarifeleri, mahcuzun değerinin %20’si ile sınırlandırılan azami ücret tavanı ve en önemlisi yıllarca depolarda çürümeye terk edilen, tasfiye edilemeyen binlerce araç ve mal bulunmaktadır.
Bir malın depoda kalma süresi uzadıkça, yasal olarak talep edilebilecek muhafaza ücreti tavan sınıra ulaşmakta; buna karşılık işletmenin o mal için katlandığı günlük maliyet artmaya devam etmektedir. Yani sistem, yediemine “Malı tutmaya ve korumaya devam et, ama bunun bedelini artık talep edemezsin” demektedir.
Kusur Mu, Sistemik İmkânsızlık Mı?
Saha uygulamalarında zaman zaman karşılaşılan idari ve hukuki aksaklıklar, genellikle işletmecilerin kişisel kusuru veya kötüniyeti olarak etiketlenmektedir. Oysa meselenin özü köklü bir sistem kilitlenmesidir:
“Mevcut İcra-İflas ve Tarife Mevzuatı, fiili maliyetleri karşılamaktan uzak yapısı ve işlemeyen tasfiye süreçleri nedeniyle yediemin işletmelerini kusurlu bir taraf yapmamakta; sistemik bir imkânsızlık içerisinde suça veya irade dışı mevzuat ihlallerine mahkum etmektedir.”
Bir işletmeden; gelirinin sıfırlandığı, maliyetinin katlandığı ve tasfiye imkanının tıkandığı bir ortamda kusursuz bir kamu hizmeti beklemek, eşyanın tabiatına ve ekonomik hayatın gerçeklerine aykırıdır. Mevzuatın yarattığı bu imkânsızlık, sektörü adım adım sürdürülemez bir noktaya itmektedir.
Çözüm Nerede? (De Lege Ferenda)
Yedieminlik müessesesi bir “yük” değil, icra sisteminin “omurgası”dır. Bu kilitlenmeyi çözmek için şikâyet etmenin ötesine geçmek; devlete ve düzenleyici idareye bilimsel ve somut alternatifler sunmak zorundayız.
Adalet Bakanlığı ve yasama organı nezdinde yürütülecek mevzuat reforma ilişkin çözümün sacayakları bellidir:
- Dinamik Tarife Modeli: Muhafaza ücretlerinin enflasyonist şartlara ve gerçek işletme maliyetlerine göre dinamik olarak endekslenmesi.
- Tasfiye Mekanizmasının İşlerlik Kazanması: Depolarda belirli bir süreyi aşan ve çürümeye terk edilen milli servetin, mülkiyet hakları korunarak hızlı ve etkin biçimde ekonomiye kazandırılması.
- Ücret Tavan Sınırının Yeniden Düzenlenmesi: Gerçekleşen muhafaza süresi ve maliyetlerle bağdaşmayan tavan sınırlamalarının kamu yararı ve hakkaniyet ölçüsünde revize edilmesi.
Sayın Adalet Bakanlığı’na ve ilgili kamu kurumlarına sunulması gerekli akademik ve hukuki çalışmaların temel amacı; işletmecileri bu hukuk dışı cendereden çıkaracak kamu yararı odaklı yasal zemini inşa etmektir.
Yedieminlik sisteminin kurtarılması, sadece bir sektörün sorunu değil; milli servetin çürümesini önleyecek ve icra sisteminin tıkanan damarlarını açacak kamusal bir zorunluluktur.
Bu bağlamda kaleme aldığım uygulama temelli “Yediemine Vedia” ilk ve tek çalışma olma özelliğini korurken akademik çevrelerden alternatiflerinin doğması da bir o kadar kıymetli olacaktır.
