Yedieminlik müessesesi, Türk icra ve iflas sisteminin güvenli işleyişinde vazgeçilmez bir kamusal fonksiyon üstlenmektedir. Ancak yedieminlikte tarife krizi, değişen ekonomik şartlara rağmen güncellenmeyen ücret tarifeleri nedeniyle bu fonksiyonun fiilen yerine getirilebilmesini imkânsız hale getirmiş ve sistem için kırmızı alarm vermiştir.
Tartışılması Gereken Ücret Değil, Sistemin Varlığıdır
2026 yılı yediemin ücret tarifesinin ilanıyla birlikte artık bir eşik aşılmıştır. Bugün tartışılması gereken konu rakamsal bazda ücretlerin yeterliliği değildir. Asıl soru şudur: Yedieminlik sistemi, mevcut tarife prensipleriyle sürdürülebilir mi? Zira “Mevcut tarife, yediemini bir ‘resmi emanetçi’ gibi değil, maliyetlerini sübvanse etmek zorunda olan bir ‘hayır kurumu’ gibi konumlandırmaktadır.
Tarifede yer alan ve yanlış teşhis mahsulü tedavi yöntemi olan;
- Temel giderleri aynı olduğu halde farklı ücretlere hüküm veren bölgesel ayrımlar,
- Muhafaza süresi uzadıkça risk ve sorumluluk artarken, tarifenin ücreti düşürmesi,
- Saklama masrafları ve sorumlulukları devam ederken nereden geldiği belli olmayan oranlar ile sınırlamaya gidilmesi,eşyanın değerini koruma motivasyonunu yok etmektedir.
- Bu, vedia hukukunun ‘özen borcu’ ilkesiyle taban tabana zıttır.
- Sabit bir tarife ile değişken maliyetleri yönetmeye zorlamak, işletmeciyi matematiksel bir imkansızlığa mahkûm etmektir.
Gelinen noktada bu soru, ertelenemez bir “Kırmızı Alarm” niteliği taşımaktadır. Zira mevcut tarife yapısı; hizmetin sürekliliği, üstlenilen risk, hukuki sorumluluk ve fiili işletme maliyetlerini dikkate almaktan tamamen uzaktır.
Uygulanamaz Bir Normun Anatomisi
Hayatın olağan akışıyla bağdaşmayan her düzenleme gibi, bu tarife de sahada dolaylı ve kontrolsüz çözüm arayışlarını tetiklemektedir. Sorun sadece rakamların düşüklüğü değildir. Sorun; asgari ücretin, kira artış oranlarının ve enerji maliyetlerinin geometrik arttığı bir ekonomide, tarifenin aritmetik bile artmamasıdır. Daha da vahimi, tarifenin ‘risk’ ve ‘sorumluluk’ maliyetini sıfır (0) kabul etmesidir. Yediemin, kendisine teslim edilen milyonluk araçların veya makinaların hem bekçisi, hem sigortacısı hem de hamalı olmaya zorlanırken; tarife ona yer işgaliye bedelini bile reva görmemektedir.
Bugün uygulamada giderek artan;
- Fiili terkler (kapanan işletmeler),
- Usulsüz devir ve temlikler,
- Hukuki karşılığı tartışmalı “hayatta kalma” hamleleri,
birer tesadüf değildir. Bu tablo, kişisel tercihlerden değil; tarifenin dayattığı ekonomik ve hukuki çıkmazdan kaynaklanmaktadır. Tarife prensipleri değişmedikçe, bu tür “sistem dışı” uygulamaların artması kaçınılmaz bir sondur. Bu son tarife krizininin bir sonucu olacaktır.
Sistemsel Mahkumiyet: Yükümlülük Var, İstifa Hakkı Yok!
Yedieminlik sisteminin bugün kilitlendiği asıl paradoks şudur: Ağır bir yükümlülük vardır, fakat bu yükümlülükten hukuki ve düzenli bir çıkış yolu yoktur. Mevzuatta yedieminlikten istifaya ilişkin açık, öngörülebilir ve uygulanabilir bir düzenleme bulunmamaktadır. Tarife kaynaklı sürdürülemezlik karşısında yediemini sistemin içinde hapseden bu yapı, T.C. Anayasası’nın 18. maddesinde düzenlenen “Angarya Yasağı”nın fiilen ihlaline yol açmaktadır. Tarife prensipleri sabit tutulacaksa, istifa hakkının yokluğu artık bir boşluk değil, sistemik bir krizdir.
Bu Bir Polemik Değil, Kayıt Altına Alınmış Bir Uyarıdır
Yedieminlik sisteminde yaşanan bu kriz, artık yediemin işletmelerinin memnuniyetsizliği safhasını geçmiştir. Bu kriz doğrudan;
- Hizmet kalitesini,
- Hukuki güvenliği,
- Kamu düzenini
tehdit eder boyuta ulaşmıştır. Çözüm, hamasetten uzak bir şekilde şu iki seçenekten biriyle ortaya konmalıdır:
- Seçenek A: Tarife prensipleri, fiili maliyetler ve piyasa gerçekleri esas alınarak yeniden düzenlenmelidir.
- Seçenek B: Tarife değişmeyecekse, yediemine bu sistemden onurlu bir şekilde çekilme (İstifa) hakkı tanınmalıdır.
Bu ikilem çözülmediği sürece, sistemin kendi kendini taşıması mümkün değildir. Bu yazı bir talep değil, bir tespittir. Bugün dikkate alınmayan her yapısal uyarı, yarın telafisi mümkün olmayan hukuki ve sosyal sonuçlar doğuracaktır.
Sistem çöküyor…! Sorumluluk, bu çöküşü görüp de harekete geçmeyenlerindir.
