PEŞİN YEDİEMİN ÜCRET AVANSI

1. Peşin Yediemin Ücret Avansı Nedir ve Neye Dayanarak Alınır?

İcra ve iflas hukukunda haczedilen malların fiilen muhafaza altına alınması, takibin sıhhati ve alacaklının alacağına kavuşabilmesi adına başvurulan en temel güvenlik tedbiridir. Bu tedbirin hayata geçirilmesiyle birlikte icra dairesi ile yediemin arasında saklama (vedia) ilişkisi kurulur. Yedieminlik görevi; 7/24 güvenlik, sigorta, kapalı alan kirası, personel, elektrik ve bakım gibi yüksek cari giderleri zorunlu kılan ticari bir hizmettir.

Kanun koyucu, bu hizmetin finansmanını kamuya veya emanetçinin sırtına yüklememiş; takip masraflarının peşinen talep eden alacaklı tarafından karşılanmasını açık yasal dayanaklara bağlamıştır:

Bu yasal dayanaklarla henüz muhafaza başlamadan tahsil edilen peşin muhafaza avansı, özellikle sicile kayıtlı olmayan taşınır malların muhafazasında kritik bir güvence mekanizması işlevi görür:

hakkında takip yapılan borçlunun veya malı haksız yere haczedilen üçüncü kişilerin mağduriyet yaşaması önlenir. Bilhassa İİK m. 110 uyarınca takipsiz bırakılarak düşen hacizlerde muhafaza masraflarından bizzat alacaklının sorumlu tutulması yasal bir zorunluluktur. Peşin avans; sürecin bu tip durumlarla neticelenmesi halinde hem ilgilileri haksız bir borç yükünden koruyan hem de emanetçinin fiilen hak ettiği saklama bedelini teminat altına alan kanuni bir kalkandır.

Netice itibarıyla dosyaya yatan bu meblağ bir harç ya da genel idari gelir kalemi değildir; doğrudan yedieminin sunduğu saklama hizmetinin karşılığı olarak tahsil edilen amaca özgü bir avanstır.

Genellikle alınacak avansın miktarına yönelik yapılan en büyük hata bunun kısmi bir süreyi kapsadığı zannıdır. Bu zan tarifede “3 ay” , yönetmelikte “6 ay” gibi sürelerin zikrinden ileri gelmektedir. Halbuki yediemin ücret avansı haczedilen mahcuzun tüm muhafaza süresini kapsar. Zira gerek yönetmelik gerekse tarifede bu süreler asgari olarak zikredilmektedir.

2. Uygulamadaki Kırılma: Toplu Ret Kararları ve Yapısal Tıkanıklık

Yıllardır süregelen, yerleşik ve mevzuata uygun uygulamada icra daireleri; fiilen geçen sürenin karşılığı olan yedieminlik ücretini dosyada hazır bekleyen bu avanstan belirli periyotlarla ara ödeme (kısmi hakediş) olarak talep veçhiyle yedieminin hesabına aktarmaktaydı.

Ancak son dönemde herhangi bir yasal değişiklik olmaksızın, icra müdürlüklerinde adeta söz birliği edilmişçesine toplu ret kararları verilmeye başlanmıştır. Dosyada avansı hazır bekleyen, depoda fiilen saklanan ve her gün cari maliyet üreten mahcuzlar için yapılan kısmi ödeme talepleri; matbu gerekçelerle geri çevrilmekte, paralar icra kasasında bloke edilirken yedieminler finansal bir ablukaya alınmaktadır. Ortaya çıkan bu tablo münferit bir takdir hakkı kullanımı değil; uygulayıcıların hukuka aykırı yorumlarıyla derinleşen yapısal bir tıkanıklıktır.

3. Uygulayıcıların Ret Gerekçeleri

İcra dairelerinin ret kararlarında sığındığı argümanlar incelendiğinde, tamamının temel borçlar hukuku ilkeleri ve ticari hayatın gerekleri karşısında mesnetsiz kaldığı görülmektedir:

En can alıcı soru ise ise “ödenmeyecekse neden alınıyor?” Bu soru yasal bir gerekliliğin alacaklı önüne adeta bir hendek gibi koyulduğu yorumlarına yol açmaktadır.

4. Bu Tıkanıklık Sürerse Sonuçları Ne Olur?

Yediemin depoları hayır kurumu değildir; vergisini, sigorta primini, personel ücretini, elektrik faturasını ve saha kirasını günü gününe ödemek zorunda olan ticari işletmelerdir. Dosyasında alacaklıdan tahsil edilmiş avans hazır beklerken bu paranın işletmeye aktarılmaması, Anayasa’nın 35. maddesinde teminat altına alınan mülkiyet hakkının ve 18. maddesinde korunan angarya yasağının açık ihlalidir.

Ayrıca her ret kararına karşı icra mahkemelerine şikâyet yoluna gitmeye zorlanmak; dava harçları, gider avansları ve aylar süren yargılamalar sebebiyle hak arama hürriyetini fiilen felç etmekte, mahkemelerin iş yükünü katbekat artırmaktadır.

Böyle Devam Ederse Ne Olur?

Özetle; dosyada bloke bekleyen peşin muhafaza avanslarının fiilen geçen süreye mahsuben cari usulle ara ödeme olarak yapılması bir lütuf değil, hukuki ve fiili bir zorunluluktur. İcra teşkilatı, sistemi kilitleyen bu matbu ret alışkanlığından derhal vazgeçmeli; hakkı hak sahibine zamanında teslim etmelidir. Aksi takdirde çöken yalnızca yedieminler değil, icra sisteminin omurgası olacaktır.

Bu tür gayri hukuki argümanlar ile verilen bir hakkın kısıtlanması yerine sorunu kökten çözecek ve dahi konu avansın alacaklı üzerine ilave bir yük olarak yüklenmesi, hatta bunun muhafaza tedbiri talebinden caydırma amacıyla kullanılması gibi nedenler ile alacaklının cebri icradan faydalanma hakkını törpüleyen bir engel olmaktan çıkaracak; alacaklı, borçlu, yediemin, üçüncü kişiler ve icra personelini koruyan pratik uygulanabilir bir çözüm yok mu?

User Rating: Be the first one !
Exit mobile version