PEŞİN YEDİEMİN ÜCRET AVANSI

1. Peşin Yediemin Ücret Avansı Nedir ve Neye Dayanarak Alınır?
İcra ve iflas hukukunda haczedilen malların fiilen muhafaza altına alınması, takibin sıhhati ve alacaklının alacağına kavuşabilmesi adına başvurulan en temel güvenlik tedbiridir. Bu tedbirin hayata geçirilmesiyle birlikte icra dairesi ile yediemin arasında saklama (vedia) ilişkisi kurulur. Yedieminlik görevi; 7/24 güvenlik, sigorta, kapalı alan kirası, personel, elektrik ve bakım gibi yüksek cari giderleri zorunlu kılan ticari bir hizmettir.
Kanun koyucu, bu hizmetin finansmanını kamuya veya emanetçinin sırtına yüklememiş; takip masraflarının peşinen talep eden alacaklı tarafından karşılanmasını açık yasal dayanaklara bağlamıştır:
- İİK m. 59: Takip masrafları borçluya aittir. Alacaklı, yapılmasını talep ettiği muamelenin masrafını ve ayrıca takip talebinde bulunurken borçlunun 62 nci maddeye göre yapabileceği itirazın kendisine tebliğ masrafını da avans olarak peşinen öder. Alacaklı ilk ödenen paradan masraflarını alabilir.
- İİK m. 88: “Diğer taşınır mallar, masrafı peşinen alacaklıdan alınarak muhafaza altına alınır.”
- İİK m. 95: Alacaklı haczedilen malların muhafaza ve idare ve işletilmesi masraflarını istenildiği takdirde peşin vermeğe mecburdur.
- Lisanslı Yediemin Depoları Yönetmeliği m. 19: (1) İcra ve iflâs daireleri, Bakanlığın belirlediği ücret tarifesine göre Kanunun 59 uncu maddesi, 88 inci maddesinin ikinci fıkrası ve 90 ıncı maddesi gereğince takdir edeceği muhafaza avansını alacaklıdan peşin olarak tahsil eder. (2) Muhafaza avansı hesaplanırken malın en az altı aylık muhafaza gideri dikkate alınır. (3) Muhafaza avansının yeterli olmadığı durumlarda haczi yapan memur, avansın tamamlanması için alacaklıya makul bir süre verebilir. (4) Adli merciler tarafından depoya teslim edilen diğer mallardan muhafaza avansı alınmaz.
- Lisanslı Yediemin Depoları Ücret Tarifesi m. 5: (1) İcra ve iflâs daireleri bu Tarifeye göre hesap edilecek muhafaza avansını alacaklıdan peşinolarak tahsil eder.
(2) Muhafaza avansı hesaplanırken malın en az üç aylık muhafaza gideri dikkate alınır.
(3) 3 üncü maddenin onuncu fıkrası kapsamında muhafaza avansı hesaplanırken malın bir aylık muhafazagideri dikkate alınır.
(4) Muhafaza avansının yeterli olmadığı durumlarda haczi yapan memur avansın tamamlanması için alacaklıyamakul bir süre verebilir.
Bu yasal dayanaklarla henüz muhafaza başlamadan tahsil edilen peşin muhafaza avansı, özellikle sicile kayıtlı olmayan taşınır malların muhafazasında kritik bir güvence mekanizması işlevi görür:
- Üçüncü kişilerin istihkak iddialarının kabul edilmesi,
- İİK m. 110 uyarınca yasal süresi içinde satış istenmemesi sebebiyle haczin kendiliğinden kalkması,
- Takibin iptali, haczin geçersizliği vs. gibi yargı kararları
hakkında takip yapılan borçlunun veya malı haksız yere haczedilen üçüncü kişilerin mağduriyet yaşaması önlenir. Bilhassa İİK m. 110 uyarınca takipsiz bırakılarak düşen hacizlerde muhafaza masraflarından bizzat alacaklının sorumlu tutulması yasal bir zorunluluktur. Peşin avans; sürecin bu tip durumlarla neticelenmesi halinde hem ilgilileri haksız bir borç yükünden koruyan hem de emanetçinin fiilen hak ettiği saklama bedelini teminat altına alan kanuni bir kalkandır.
Netice itibarıyla dosyaya yatan bu meblağ bir harç ya da genel idari gelir kalemi değildir; doğrudan yedieminin sunduğu saklama hizmetinin karşılığı olarak tahsil edilen amaca özgü bir avanstır.
Genellikle alınacak avansın miktarına yönelik yapılan en büyük hata bunun kısmi bir süreyi kapsadığı zannıdır. Bu zan tarifede “3 ay” , yönetmelikte “6 ay” gibi sürelerin zikrinden ileri gelmektedir. Halbuki yediemin ücret avansı haczedilen mahcuzun tüm muhafaza süresini kapsar. Zira gerek yönetmelik gerekse tarifede bu süreler asgari olarak zikredilmektedir.
2. Uygulamadaki Kırılma: Toplu Ret Kararları ve Yapısal Tıkanıklık
Yıllardır süregelen, yerleşik ve mevzuata uygun uygulamada icra daireleri; fiilen geçen sürenin karşılığı olan yedieminlik ücretini dosyada hazır bekleyen bu avanstan belirli periyotlarla ara ödeme (kısmi hakediş) olarak talep veçhiyle yedieminin hesabına aktarmaktaydı.
Ancak son dönemde herhangi bir yasal değişiklik olmaksızın, icra müdürlüklerinde adeta söz birliği edilmişçesine toplu ret kararları verilmeye başlanmıştır. Dosyada avansı hazır bekleyen, depoda fiilen saklanan ve her gün cari maliyet üreten mahcuzlar için yapılan kısmi ödeme talepleri; matbu gerekçelerle geri çevrilmekte, paralar icra kasasında bloke edilirken yedieminler finansal bir ablukaya alınmaktadır. Ortaya çıkan bu tablo münferit bir takdir hakkı kullanımı değil; uygulayıcıların hukuka aykırı yorumlarıyla derinleşen yapısal bir tıkanıklıktır.
3. Uygulayıcıların Ret Gerekçeleri
İcra dairelerinin ret kararlarında sığındığı argümanlar incelendiğinde, tamamının temel borçlar hukuku ilkeleri ve ticari hayatın gerekleri karşısında mesnetsiz kaldığı görülmektedir:
- “Avansın alınmasına dair mevzuat var, ara ödeme yapılmasına dair hüküm yok” tezi:Uygulayıcıların en sık dile getirdiği bu savunma, borçlar hukukunun temel muacceliyet kurallarını yok saymaktır.
- Türk Borçlar Kanunu’nun 90. maddesi gereğince; ifa zamanı kararlaştırılmadıkça her borç doğumu anında muaccel olur. Ücret tarifeleri yediemin ücretini günlük esasa bağladığı için, fiilen verilen saklama hizmetinin bedeli de günbegün doğmakta ve muaccel hale gelmektedir.
- TBK m. 574 ise saklama sözleşmelerinde ardiye ücretinin her üç ayda bir ve her hâlde malların geri alınması sırasında istenebileceğini açıkça tanzim etmiştir. Mevzuatta avansların belirli periyotlarla dosyaya celp edilmesi mantığı da bu esasa dayanır. Bir usul kuralının özel icra mevzuatında kelimesi kelimesine yazılmamış olması, o işlemin hukuken yasak olduğu anlamına gelmez. Hukukun genel prensipleri, kıyas ve Türk Borçlar Kanunu’nun tamamlayıcı hükümleri açıktır. Doğmuş, muaccel olmuş ve karşılığı nakden icra kasasına yatırılmış bir alacağa “kanunda ödeme prosedürü yazmıyor” demek, hukuki bir yorum değil; genel hükümlerin emredici kurallarını görmezden gelen kanuna aykırı bir dirençtir.
- “Muhafaza hitam bulmadan ödeme yapılamaz” tezi:Tarifedeki “Muhafaza müddeti hitamında hesap edilecek ücret, mahcuz malın muhammen bedelinin yüzde otuzunu geçemez” kuralı bir ödeme engeli değil; dosya tasfiye edilirken gözetilecek nihai bir üst sınırlamadır (tavan sınır). İtirazlar, istinaf süreçleri veya türlü davalar nedeniyle yıllarca satılamayan mahcuzlar için “hitamı bekleyin” demek; ticari bir işletmeye “yıllarca bedelsiz bekle, kamu görevini kendi cebinden finanse et” dayatmasında bulunmaktır.
- “Mükerrer ödeme riski var, tasfiyeyi baltalar” tezi:“Ara ödeme yapılırsa ileride nihai hesapta düşülmez ve mükerrer ödeme çıkar” çekincesi, kamu görevlisinin muhasebesel kayıt tutma sorumluluğundan kaçınmasıdır. Ticari hayatın her alanında avans, hakediş ve cari hesaba mahsup usulü uygulanır. İcra dairesi için de yapılan ara ödemenin dosya hesabına borç/alacak kaydı olarak işlenmesi son derece basit bir cari mahsup işlemidir. Malın ileride tasfiyeye konu olması ihtimalinde yedieminin doğmuş hakkını bloke tutarak “tasfiyeyi güvenceye alma” yaklaşımı ise kanunda yeri olmayan hukuka aykırı bir uygulamadır.
- “İş yükü oluşuyor” tezi:Ara hesap çıkartılması ve reddiyat yapılması bir külfet olarak görülemez. İcra dairesinin varlık sebebi yalnızca borç tahsil etmek değil; emanetçi de dâhil olmak üzere takibin tüm taraflarının hak dengesini geciktirmeksizin gözetmektir.
En can alıcı soru ise ise “ödenmeyecekse neden alınıyor?” Bu soru yasal bir gerekliliğin alacaklı önüne adeta bir hendek gibi koyulduğu yorumlarına yol açmaktadır.
4. Bu Tıkanıklık Sürerse Sonuçları Ne Olur?
Yediemin depoları hayır kurumu değildir; vergisini, sigorta primini, personel ücretini, elektrik faturasını ve saha kirasını günü gününe ödemek zorunda olan ticari işletmelerdir. Dosyasında alacaklıdan tahsil edilmiş avans hazır beklerken bu paranın işletmeye aktarılmaması, Anayasa’nın 35. maddesinde teminat altına alınan mülkiyet hakkının ve 18. maddesinde korunan angarya yasağının açık ihlalidir.
Ayrıca her ret kararına karşı icra mahkemelerine şikâyet yoluna gitmeye zorlanmak; dava harçları, gider avansları ve aylar süren yargılamalar sebebiyle hak arama hürriyetini fiilen felç etmekte, mahkemelerin iş yükünü katbekat artırmaktadır.
Böyle Devam Ederse Ne Olur?
- Nakit Akışı Kapanan Yedieminler İflas Eder: Cari giderlerini karşılayamayan depolar kapılarına kilit vurmak zorunda kalacaktır.
- Haciz ve Muhafaza Çarkı Durur: Yedieminlerin kabul yapmadığı veya kapandığı bir sistemde, icra memurları sahada fiili haciz ve muhafaza işlemi yapamaz hale gelir.
- Yakalamalı Araçlar Trafikte Kalır: Kolluk kuvvetlerinin yakaladığı borçlu ve hacizli araçları teslim edebileceği güvenli alan kalmaz; adli süreçler ve trafik güvenliği tıkanır.
- Alacaklının Alacağına Kavuşması İmkânsızlaşır: Teminat altına alınamayan ve korunamayan mallar elden çıkarılır, kaçırılır veya değerini yitirir; nihayetinde icra sistemi işlevini bütünüyle kaybeder.
Özetle; dosyada bloke bekleyen peşin muhafaza avanslarının fiilen geçen süreye mahsuben cari usulle ara ödeme olarak yapılması bir lütuf değil, hukuki ve fiili bir zorunluluktur. İcra teşkilatı, sistemi kilitleyen bu matbu ret alışkanlığından derhal vazgeçmeli; hakkı hak sahibine zamanında teslim etmelidir. Aksi takdirde çöken yalnızca yedieminler değil, icra sisteminin omurgası olacaktır.
Bu tür gayri hukuki argümanlar ile verilen bir hakkın kısıtlanması yerine sorunu kökten çözecek ve dahi konu avansın alacaklı üzerine ilave bir yük olarak yüklenmesi, hatta bunun muhafaza tedbiri talebinden caydırma amacıyla kullanılması gibi nedenler ile alacaklının cebri icradan faydalanma hakkını törpüleyen bir engel olmaktan çıkaracak; alacaklı, borçlu, yediemin, üçüncü kişiler ve icra personelini koruyan pratik uygulanabilir bir çözüm yok mu?




